Basiretli devlet, basiretli iş adamı, DigiTürk ve HaberTürk

Habertürk Gazetesi’nden ekonomi müdürlüğü yapmış bir kişi Digiturk’ün basiretli bir tacir gibi davranmadığını ve Digiturk’un devletten istemiş olduğu para konusunda haksız olduğunu iddia etti. Bu yazının amacı Habertürk’ün yazısında yer alan mantıksızlığı ortaya koymaktır.

Digiturk seneliği 321 milyon dolar olan naklen yayın haklarını vergileri ile birlikte devlete 1,6 milyar dolara satın aldı. Aşağıda döviz kurlarının yükselişi bulunmaktadır.  Kurun 1,4 dolardan 1,90’a çıktığımız şu günlerde kur ihalenin tarihi olan 2010 sene başına göre %36 artış göstermiştir. Kurun bu kadar kısa sürede bu kadar yüksek bir tutara çıkmasının normal olduğunu kimse iddia edemez. Şayet ülkemizde gerçek bir serbest piyasa olsaydı ve kura müdahale eden Merkez Bankası gibi bir kurum olmasaydı kurun gerçek değeri bu derdik. Belki de 2010 senesinde kurun değeri 1,40 değil de 1,70 olması gerekirken devlet buna müdahil etti ve kuru düşük tutmak için çabaladı.

 

Habertürk köşesinde çeşitli örnekleri vermekte. Bunların arasında iddaa şirketi olan İnteltek ve haberleşme şirketi olan Turkcell’de bulunmaktadır. Bu iki şirkette Çukurova grubuna aittir. Çukurova şirketleri bu ihalelerde kur farkından dolayı herhangi bir zarar talebinde bulunmamışken burada bir talepte bulunmasının nedeni kurların kısa sürede bu kadar yükselmesi olduğunu düşünüyorum. Sanırım ekonomist arkadaş USD/TL kurunun en değerli günlerini yaşadığımızın farkındadır. Bu ekonomisti okuyan USD/TL kurunun genelde 1.5 ile – 2,25 arasında gidip geldiğini 1,90’a çıkmasına şaşırılmaması gerektiğini düşünmemizi istiyor ama kendisine USD/TL kur değişim tablosuna bakmasını salık veririm.

HaberTürk’ün yazısında en önemli yanlış Basiretli bir tacir sözüdür. Siz basiretli iseniz başkasından da bu basireti beklersiniz. Fakat devlet basiretli davranmamıştır ve ayıplı bir mal satmıştır. Şimdi şunu düşünelim. Elinizde bir adet cep telefonu var be bu cep telefonunun belirli şartlarda örneğin çok soğuk bir odada kaldığında donduğunu ve tamir için belirli bir para harcamanız gerektiğini biliyorsunuz ve bu telefonu Türkiye’nin en soğuk illerinden birisi olan Hakkari’den gelen bir vatandaşa satıyorsunuz. Bu telefonun satış anında İstanbul’da gayet iyi çalışırken telefonun Hakkari’ye gitmesinden birkaç gün sonra bozulacağı aşikardır. Bu halde bu satılan telefon her ne kadar İstanbul’da düzgün bir şekilde çalışsa dahi bu durum telefonun ayıplı bir mal olduğunu göstermez. Bu kişinin bu telefon için harcamış olduğu onarım işlemlerini telefon bayisinden almaya hakkı olduğunu her vicdan sahibi insan kabul eder.

Naklen yayın ihalesinde de durum aynen bu şekildedir. Savcılar, yani devlet futbolda şike olduğunu ve çok uzun zamandır bir takibat içerisinde olduğunu bilmekteyken bunu doğal olarak kimseyle paylaşmamış ve elindeki ürünü, futbol maçlarının yayın hakkını satmaya kalkmıştır. Daha sonra izleyen 1,5 sene sonunda ise ayıplı ürünü ortaya çıkmış ve maç yayınlarının hakkını satın alan kurum zarara uğramıştır.

Şimdi bu iki durumda nasıl ilk örnekte yer alan telefon satıcısı basiretli bir işadamı gibi davranmamışsa ikinci örnekte de devlet basiretli bir kurum olarak davranmamıştır. Elindeki ayıplı malını satmış ve bundan dolayı mağdur olan kişileri zarar uğratmıştır ve doğal olarak zarara uğrayan kişi uğradığı zararı ayıplı mal satan kişiden talep etmektedir.

Burada yanlış olan nedir? Fikirlerinizi söyleyin tartışalım.

Habrtürk’ün yazısına ait link aşağıdadır.

http://www.haberturk.com/haber/haber/698843-digisoru-ya-1-dolar-1-tl-olsaydi

 

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

2 comments

  1. […] Basiretli devlet, basiretli iş adamı, DigiTürk ve HaberTürk […]

  2. ali diyor ki:

    http://a1112.hizliresim.com/s/p/17xqw.jpg
    basiretli tacir? digiturk şikeden haberdar değil? bırakın allaşkına…

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*