Edebiyat
Edebiyat - Perşembe, Nisan 23, 2009 13:52 - 1 Comment
Ve hala açız
Eskiden, çikolatası olmayan, çikolata yiyen bir çocuğa heyecanla, büyük bir arzuyla bakan, bana da verir mi, benimle paylaşır mı acaba diye iç geçiren çocuklar gibi, bugünün sevgi açları bizler de aynı hislerle yaşar olduk. Sevgisini paylaşacak insanları bırakın, sevgiye sahip, içinde bir nebze olsun sevgi, merhamet olan insanların avına çıktık. Yıllardır avdayız, yollardayız, yolculuklardayız, arayışlardayız. Ve hala açız.
Sanırım hepimiz anımsayabiliriz bu hissi. Küçük bir çocuğun belki okula başladığı ilk yıllarında yahut çocukluk günlerinde ilk arkadaşlarıyla oyunlarını oynarken arkadaşlarından bir tanesi oyun arasında ya da okulda teneffüste küçüğün yemeyi çok sevdiği bir çikolata yemeye başlar. Çikolatası olmayan çocuğunsa onu tadabilme şansı yoktur o an, belki parası yoktur, belki o gün alamamıştır yahut annesi çantasına koymayı unutmuştur. Ya da belki de hayatında hiç tatmamıştır… Ancak istemiştir. Her ne sebeple olursa olsun o lezzetin içinde değildir küçük. O tadın, o mutluluğun içinde değildir ama yeryüzündeki hiçbir canlının isteyemeyeceği şekilde derin bir arzuyla ister, küçücük yüreğiyle en büyük arzudadır, en derin duadadır. Sadece onun tadına varmak ister, bir parça hissetmek ister. Çıkardan, fesattan, hileden, oyunbazlıktan, faydadan uzaktır fikri, tüm bu karanlıklardan münezzehtir hissi. Belki bir daha hayatı boyunca hiç yaşayamayacağı, âlemi dolduran bir saflıkla ister. İster sadece. Yoktur asla onda bir bulmaca, bir bilmece. İster yürekten sadece. Utanır, sıkılır, belki yüzü pembeleşir, ya arkadaşıyla göz göze gelmekten kaçar ya da gözlerinin içine bakar, anlatmak ister. Ben de istiyorum demek ister. Fakat bunlar hep o küçücük yüreğin içinde dolaşır. Minicik bedende kocaman hissi vardır. Büyük isteği, duası, vardır. Tarif edilemez bir heyecan kütlesi vardır içinde, hiç sönmeyen, bitmeyen, hiç azalmayan bir heyecan. Ve daima ister o heyecanla. Sadece paylaşmak… Küçük bunu ister, küçük paylaşmak ister… Küçüğün canı ister, içi yanar, kavrulur kendince kendi hissinde; keşke benim de olsa, biraz da bana verse, azcık beni anlasa diye… İşte böle ister sadece.
Peki bizler bu benzetmenin neresindeyiz? Biz bu örneğin tam da ortasındayız, tastamam merkezinde. Yine başkahraman insan ancak var bir iki büyük noksan. Ve bu noksanlıklar hayatlarımızın tüm alanlarına ilişecek kadar büyük ve tesirli. Arıyoruz, bulamıyoruz uzun zamandır, söyleniyoruz kendi kendimize ah sevgi kimde? Merhamet kimde? Anlayış, incelik kimde? Ama çoğu zaman tüm arayışlar nafile.
Entelektuel.com Takip Fasilitesi
- Genç asker kardeşim, rahatsız mısın?
- Yetmez ama EVET
- Milli Şef ve Edebi Şef
- Sansür karşısında olması gereken zihniyet değişimi
- Tankları parçalamadıkça özgürlük yok
- AKP MHP CHP Koalisyonu
- Ben bir küçük çekirdeğim
- Ali Tezel siyasete mi soyunuyor?
- Sana yaz(ıl)dım
- İstanbul ve İzmir arasındaki hız farkı
- Askerliği paintball sanan zihniyet
- işten çıkarılalı 2 ay oldu... işkura başvurdum ve yarım saat içinde tü...
- o fotograftaki rasim ozhan kutahyali yi gorunce size en icten bir hasiktir cekme...
- böyle berbat bi kurs olamaz lanet olsun kayıt oldugum güne egitim kalite sıf...
- Sondan başlayalım: Numan Bey milliyetçidir o yüzden, amerikanın sözünden ...
- Sn.Kadir bey,
01.07.1955 doğumluyum, ilk sigortalılık tarihim, 01.10.1983, i...
- çok güzel...
- Mükemmel sözler var teşekkür ederim...
- slmm .. yaklaşık 6 aydır özel bir taşören şirketinde çalışıyorum.6 ay...