Haklı olmak yetmiyor

Bu blogun okuyucuları Kürt sorununun özünde Beyaz Türklerin sorunu olduğunu Kürt sorunu dediğimiz olguyu çıkartanın endişeli Türkler olduğunu zaman zaman dile getiriyoruz. Kürt vatandaşlarının en temel hakları devlet tarafından zaptedilmiş ve çeşitli nedenlerden dolayı silahlı mücadeleye başvurmuşlardır. Açıkçası silahlı mücadeleyi meşru bulan kişiler var olmasına karşın ben bu şekilde düşünmüyorum. Liberaller de bu konuda ikiye ayrılmış durumda. Bazıları devlet bu zulümleri yapmış olmasaydı zaten şiddete gerek kalmayacaktı diyenler ile şiddetin hiçbir zeminde meşru olmadığını, yanlışa bir başka yanlışla cevap vermenin doğru olmadığını düşünen liberaller bulunmaktadır. Bir takım liberaller ise vakti zamanında şiddetin kabul edilebilir meşru bir hak olmasına karşın AKP iktidarının Kürt kimliğini tanımasıyla artık silahlı mücadelenin meşruiyetinin kalmadığını dile getirmektedirler.

Bu noktada AKP iktidarı bu konuda ne kadar çok yol kat etmiş olmasına karşın hâlâ tek dilde ısrar etmesini anlamak oldukça zor. Ülkenin önemli bir kısmının kendisini anadilde ifade edebilmek isterken, tabii eğitim haklarından da vazgeçmeden, bunu isteyen kişilere vatan haini muamelesinde bulunuluyor. Umarım AKP tek dil ısrarından vazgeçer ve Kürt vatandaşlarımızın bu haklı isteğini bir an önce yerine getirir. Arap baharında gördüğümüz üzere halkın isteklerine karşı çıkan yönetimler tek tek iktidarın gerçek sahipleri ile yer değiştirmekte. Ülkemizde devlet halkına çeşitli noktalarda zulüm yapmış olsa ve yapıyor olsa dahi bir Libya, bir Suriye değil. İşte tam bu yüzden devletin bazı şeylerin çok geç olmasını beklemeden bir an evvel aklını başına alması gerekir.

Tam bu noktada yaşanan değişim sürecinde karşımıza devlet ve pkk iki karşıt unsur olarak yer almakta ve değişimi isteyenler ve bu değişimden kaçanlar olarak iki ayrı noktada yer almakta. Tam bu noktada bugün Etyen Mahçupyan‘ın aşağıdaki cümlelerine dikkate almak gerekir.

Açıkça söylemek gerekirse Kürt meselesinde mağdurun Kürtler, failin ve esas sorumlunun ise TC Devleti olduğu belli… Ama ‘çözüm’ için bu tespit yeterli değil. İki tarafın zihniyetinin ne olduğu ve hangisinin demokratlığa daha hazır ve istekli olduğuna da bakmak gerekiyor. Çünkü çözüm sadece adalet değil, meşruiyet zeminine de muhtaç. Ve bana öyle geliyor ki örneğin AKP ile PKK arasında bir mukayese olacaksa, AKP’nin kat ettiği yol, PKK’ya göre çok daha fazla. Sıkışmanın nedeni de bu…

Pkk’dan bir devlet gibi düşünmesini beklemek çok doğru olmasa da bu noktada Kürt vatandaşlarımıza çok iş düşüyor. Nasıl Türkler kendi içlerindeki faşistlerin sözlerini dikkate almıyorlarsa Kürtler de kendi içlerindeki faşistlerin sözlerini dikkate almamaları gerekiyor.

 

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

1 comment

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*