Londra izlenimleri

Londra adeta farklılıklar şehri. Araçların soldan gitmesi, direksiyonlarının sağ tarafta olması, emlakçıda evlere baktığınızda metrekare yerine başka bir birimin kullanılması, metre yerine yard kullanılması ve bir çokfarklılık gözünüze çarpacaktır.

İstanbul’dan nufüsü belki daha az kozmopolitlik olarak kesinlikle İstanbul’dan daha kozmopolit bir şehir. Zira şehirde yaşayan insanların çok azı İngiliz gibi gelecek size. Her tarafta zenciler, Hindistan’dan geldiği belli olan insanlar, Çinliler dolmuş durumda. Türkler sadece lokantalarda kendilerini göstermekte.

Bu şehirde dikkatinizi çekecek bir başka farklılıkta bu kadar kalabalık bir şehir olmasına karşın herkesin kurallara uyuyor olması. Bizdeki halk otobüslerini göz önüne getirdiğimizde birbirlerini geçmek için adeta F1 yarışı yapan araçları görünce buradaki çift katlı kırmızı otobüslerin bütün kurallara uyduğunu, diğer araçların da kurallara uyduğunu düşünürsek trafik çok farklı algılanacak bir “şey” burada. Şehirde o kadar araç olmasına karşın çok az korna çalınıyor. İki gündür Londra’da olmama rağmen iki üç defa ancak korna sesi duyulmuştur. Tek ses çıkartan araç motorsikletlerin bazıları. Ulaşımda insanların bisiklet kullanması da göze çarpan bir başka unsur. Tabii bunun saglanabilmesi için bisikletlere ayrı yollar yapılmış ve kırmızı ışıkda bisikletler de duruyor ve kurallara uyuyor.

Londra öyle bir şehir ki bütün şehir adeta bir elden çıkmış gibi, turuncu kiremitlerden yapılmış evler her yerde. Ve bir çok İstanbul’lunun burada şu sözü söylediğine eminim. “Bu ev bende olacak yıkar yerine otuz katlı bina dikerim.” Fakat burada neredeyse hiç gökdelen yok. Birkaç tane eski gökdelen var onlar da ev olarak kullanılıyor. Bir tane de yeni Thames nehrinin yanına yapılıyor.
Uçaktan inerken dikkatinizi çeken ilk farklılık da her yerin yeşillikler içinde olması. Şehrin en kalabalık yerleri dahi yeşillikler içinde. Evler genellikle iki katlı ya da beş katlı. Daha fazlası çok az.

İngilizler tam bir pazarlama dahisi bence. Şehrin kahverengi akan nehri var ve nehirde bot turları yapılıyor ve öyle bir satıyorlarki insanın aklı almıyor. Fakat hemen İngilizlere çamur atmayalım adamlar nehrin iki tarafını çeşitli etkinliklerin düzenlendiği ve özel binalarla donatmışlar tıpkı şehrin diger tarafındakiler gibi.

London Eye’s denilen oyuncak hiç durmuyor. Şehrin 32 bölgesine atfen 32 tane kafes yapılmış ve bu kafeslerin her biri 25 kişi alıyor. London Eyes’a binmek kişi başı 18 Sterlin olduğunu düşünürsek adeta para basıyor. Yarım saatte bir tur atan bu oyuncak şehre ayrı bir hava katmış.

İngilizlerin yemek kültürü olduğunu düşünmüyorum. Bir Türk lokantasında ancak karnımı doyurdum. Heryerde sandiviç satılıyor. Genel itibariyle şehirdeki insanlara baktığımızda kimsenin acelesi yok gibi. Herkes sakin bir durumda, spor yapan insanları saymazsak şehirde acele edip koşan insan neredeyse yok. İstanbul buradan çok daha fazlastresli gibime geliyor.

Van’da meydana gelen depremi yabancı bir gazeteden öğrenmek de insanın içini çok daha fazla acıtıyormuş. Van ve etrafındaki kardeşlerimize ALLAH sabır versin.

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

4 comments

  1. nahnu diyor ki:

    ben yılbaşından sonra “bi ihtimal” orada olacaktım erasmus şeysine, ondan sordum kadir, şimdi isveç gibi görünüyor.

    ama çok az kalıyorsun sanki. gezmeye görmeye mi gittin bi tek.

  2. Kadir diyor ki:

    nahnusan pazar günü geldim bayramın üçüncü gününe uçak biletini aldım. belki bayram öncesine çekerim ama şimdilik bayramın üçüncü günü gözüküyor. Sen de buralardaysan burada görüşelim. Okul Waterloo’da kaldığım yer de Angel bölgesinde. İkisi de birinci bölgede.

  3. nahnu diyor ki:

    ne kadar kalacaksın kadir?

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*