Nasılsın?

Haklı veya haksız çekincelerim var. Çekincelerimin odağında Sen olsan dahi bunda Senin herhangi bir sorumluluğun yok. Sana sormak istediğim birçok soru birikti, esasında çekincelerim yokken dahi sana soramadıklarım varmış, bunu Sen’i kaybettikten sonra daha iyi anladım.

Tıpkı kentin yerlilerinin her gün yanı başından geçtikleri tarihi eserleri, müzeleri, köprüleri es geçip hayat meşgalesi içinde bu mekânları dolaşacak vakit ayıramazken kilometrelerce uzaklardan gelen turistlerin bu yerleri benden önce ziyaret etmesi gibi bir durumla karşı karşıyayım.

Eskilerde Sen üzülme, o günleri hatırlama diye merak edip soramadıklarımı artık Sen’i göremediğimden, görsem de soru soracak cesareti kendimde bulamadığımdan dolayı soramıyorum.

Sorularımı sıralasam ve bir çırpıda sorabilsem sanki büyük bir günah işleyecekmişim gibi hissetmeme neden olan duygunun ne olduğunu bilmiyorum, açıkçası bunu öğrenmek için de çokça çabalamıyorum. Zira cevabını bildiğim, cevabından kaçtığım, soruları sormamakta üzerime maharet yoktur ama unutma bu huyu bana Sen kazandırmıştın.

Bundan sonra ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok, zaten bu arkadaşlığın edilgen öğesi hep ben, gizli öznesi hep Sen oldun. Gizli öznelerin olmadığı, cümlelerin içinde etken ve edilgen nesnelerin, kişilerin, mekânların, duyguların olmadığı.. tamam tamam. Gizli duygular olsun. Gizli olmasa da duygular olsun.

Çok düşünmeden harekete geçeyim ve –

Ben yine de sorularımı sorayım.

Nasılsın?

1 comment

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*