Ne demeye saman ithal ettik? İşte size cevabı

Yukarıdaki yazıyı beyn.org sitesinin yazarı Barış Ünver yazmış ve aklınca Mutlak üstünlükler teorisini eleştirmiş. Kendisi iktisayçıymışçasına yazmış. Ha iktisatçı olmayanlar bunu eleştiremez mi? Elbette eleştirebilir. Fakat sorsanız bu arkadaş kendisine solcu der, halktan emekçiden yanayım der fakat toplumu okumaktan o kadar uzak olduğundan dolayı neden saman ithal ettiğini anlamadan direkt liberallere ve liberallerin fikirlerine saldırmış. Ve Teorinin mantıklı olmadığını söyleyecek kadar da teoriyi araştırmış. Öncelikle Mutlak üstünlük teorisini aşağıda bakabilirsiniz, daha ayrıntılı bilgi isteyenler “Mukayeseli üstünlükler teorisi, David Ricardo” olarak araştırabilirler.

1776 yılında Ulusların Zen­ginliği (The     Wealth of Nations) isimli meşhur kitabında, dünyada serbest ticaretin gerek ülke­lerin ve gerekse dünya refahının artması bakımından çok daha yararlı olacağını savunmuştur. Smith kitabında, akıllı bir aile reisinin dışarıda daha ucuza satın alabileceği bir şeyi hiçbir zaman evde yapmaması gerektiğini savunarak iş bölümüne verdiği önemi ortaya koymuştur.

Adam Smith’e göre ülkeler, kapalı ekonomi durumuna göre daha kârlı olduğu için dış ticaret ya­parlar. Bir ülke bir malı diğerine göre mutlak olarak daha ucuza üretiyorsa, o malın üretiminde ihtisaslaşmalı, buna karşılık mutlak üstünlüğe sahip olmadığı malların üretim ve ihracatını üstünlüğe sahip olan ülkelere bırakmalıdır. Smith’in anladığı     anlamda üstünlük, bir matın diğer ülkelere göre bir ülkede daha prodüktif üretilmesidir. Bu şekildeki uluslararası ihtisaslaşma sonucunda, üretim faktörleri ülkeler arasında daha etkin bir şekilde kullanılacak ve dünya üreti­minde artış sağlanacaktır. Bundan, şüphesiz birbirleri ile ticaret yapan tüm ülkeler     yararlanacaktır.

Ne demeye saman ithal ettik?

Öncelikle düşünelim, samanı neden ithal etme ihtiyacı duyduk? Bunda iki sebep olabilir. Ya ülkede saman üretimi azalmış olması gerekiyor ya da saman tüketicilerinin sayısının artması gerekiyor. Bizim ülkemizde maalesef ikisi birden gerçekleşti.

  1. İç anadolu’da buğday üretiminin, dolayısıyla saman üretiminin de, öncü bölgesi olan Konya ovasında baş gösteren kuraklık ile buğdaylar yeteri kadar büyüyemedi ve mahsulü buğday başağının çok uzamadan vermesiyle birlikte saman miktarı azaldı.
  2. İç Anadolu bölgesinde yonca, mısır ve besiciliğe verilen teşvikler sayesinde kimse tarlasına buğday ekmemeye başladı. Bunun yerine aynı büyüklükteki bir tarladan daha fazla gelir elde edebileceği yonca ve mısır ekmeye başladı. Böylelikle arz azalmaya başladı.
  3. Besiciliğe verilen teşvikler sayesinde, ahır yapmaya, süt fiyatına (sütü sütaş’a satıyorsunuz ayrıca devletten para alıyorsunuz, ne güzel değil mi?) sütün bozulmaması için soğuk hava deposu yaptırmaya v.b. birçok konuda çiftçiye teşvikler verildi. Bunun sonucunda hayvan sayısı arttı.

Hayvan sayısının artması ve saman arzının azalması ile saman fiyatı en üst seviyelere ulaştı. Düşünebiliyor musunuz 1 kilo buğday ile 1 kilo saman neredeyse aynı fiyata geldi. İç Anadolu bölgesindeki çiftçiler kendi hayvanlarına verecek samanı bulamayınca nasıl başka bölgelere göndersin? Bu yüzden de diğer bölgelerde saman kıtlığı nedeniyle saman ithal edilmeye başlanıldı.

Bu duruma getiren de devletin planlama adı altında çiftçilere teşvik vermesidir. Hayvan fiyatları teşvikler sayesinde en üst seviyelere ulaştı ve normalde 4.500 TL olan bir büyükbaş hayvan 8.000 TL’ye satılır olmuştu. Dot-com balonu, Emlak Balonu, Altın Balonu gibi bu hayvan fiyatlarında oluşan balonun da patlaması gerekiyordu ve patladı. Hayvan fiyatları eski seviyesine geldi. Saman bulamayan, bulsa da çok yüksek maliyetle beslediği hayvanından kar elde edemeyeceğini düşünen çiftçi hayvanlarını teker teker kesimhaneye gönderdi.

Devletin teşvikleri ile aslında yapmayacağı işleri yapmaya başlayan çiftçiler kendi krizlerini kendileri doğurdu. Bu kadar çok hayvana bu kadar samanın yetmeyeceği zaten belliydi. Bu yüzden de saman ithal edilmeye başlandı. Tıpkı ülkemizin elektrik ithal etmesi gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu garipsenecek bir durum değil, bilakis tarım toplumundan sanayi toplumuna geçebilsek bu bizim için ayrıca avantaj oluşturacak bir durumdur.

Solcu arkadaşlar oturdukları yerden yazmak yerine biraz toplumun arasında, çiftçilerin arasında sözde değil özde bulunsalar hiç bu soruları sormayacaklar.

Tarih: 25 Ekim 2013

Bu yazıyı 25 Nisan 2013 tarihinde yazmıştım. Bugün 25 Ekim 2013 ve saman fiyatlarının düştüğü haberlerde yer almakta. Bunun nedeni de geçen sene fiyatı yükselen ürün olan samandan daha çok kazanmak için arpa, bığday gibi tarım ürünlerinin ekimi yükseldi veya hayvanlar satıldığı için samana talep kalmadı.

Aşağıda 25 Ekim tarihli haberi haberi bulabilirsiniz, bağlantı seneler itibariyle yok olabilir diye ekran görüntüsünü de aşağıya ekliyorum.

 

Haber linki: http://www.zaman.com.tr/ekonomi_gecen-sene-bulunmayan-saman-bu-sene-tarlada-kaldi_2156843.html

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

1 comment

  1. Ozzan diyor ki:

    Ulusalcı iktisat, aslında Türkiye’nin yüzyıllardır sanayileşmiş Batı’ya karşı ezikliğini tarımsal ürünler grubunda savunur hâle gelmiş bir iktisat mantığına sahip. Hem muasır medeniyet olmak isteyeceksin, yani katma değerli ürünler üretip bunlar pazarlarda satmayı isteyeceksin, hem de kalkıp saman ithal edildi diye sızlanacaksın. Halbuki ekonomiye biraz göz atsalar, gelişmiş ekonomilerin miktar bazında en çok alımı tarımsal ürünlerde yaptığını bilirlerdi. Tabii bu her dönem böyle olmayacak çünkü nüfus artışıyla birlikte gıda güvenliği gibi riskler ortaya çıktı. Endüstrileşmiş bir Batı Avrupa ülkesini içeride tarımsal ürün işlemeye itecek tek neden, bu tür güvenlik kaygıları olacaktır, ulusal pazarı koruma, çiftçiye destek çıkma değil.

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*