Türkiye’ yi Anlamak ve Siyasetçiye Demokrasi Tavsiyeleri

 

TÜRKİYEYİ ANLAMAK

 

Sabah Flash TV’ de ASAM İran Uzmanı Arif Keskin diye bir arkadaşı seyrettim, adam 15 dakikada İran -Türkiye ilişkilerini, İran -Rusya – ABD durumunu hap gibi anlattı… Bu muhteşem anlatımı dinlerken aklıma Türkiye’ deki kaliteli insan bolluğu ve Türkiye’ deki her konuda gerçekçi ve reel çözümlerin raporlarının bulunduğu Bakanlık rafları aklıma geldi…

Biliyor musunuz ki, Türkiye devlet dairelerinin tozlu arşivlerinde Türkiye ile ilgili aklınıza gelebilecek her konuda çok ciddi raporlar ve çözüm planları bulunmaktadır… Ama bu onbinlerce hazine değerindeki araştırmalara yöneticiler hiçbir zaman ilgi göstermezler çünkü onlar için varsa yoksa tek iş partiliye kıyak çekmek, yandaşa kıyak çekmek, taraftara kıyak çekmek ve oy toplamaktır…  Bu kadar hazine ortasında bu kadar basiretsizlik ancak Türkiye’ de olur…

Burada sadece AKP’ yi kastetmiyorum… Haydi onlar dergahtan devşirilip ABD tarafından iktidara getirildiler, kendi tarikat işleri ve kardeşleri dışında dünyayı pek tanımıyorlardı… Peki ya Kemal Derviş gibi Dünya Bankasından ışınlananlara ne demeli… Adamı “yol yordam bilir” diye Hazine Müşteşarı yapmak için çağırdılar… Ama gelmesine yakın “Derviş bakan olmazsa batarız” diye Doğan medya grubu tarafından amansızca pompalanıp şişirilince, o da imana gelip Ankara’ ya iner inmez Başbakan Ecevit’ e  “ya beni Ekonomi Bakanı yaparsınız, ya da ilk uçakla dönerim” diye tehdit savurup bakanlık koltuğu kapması gerçeğine ne demeli… Şimdi gazetelerde okuyoruz ki, Kemal Derviş’ te bu pompalama karşılığı, Doğan medya grubuna “iyi bulunmuş”…  (Anadolu ağzıyla “bol bol izzet-i ikramda bulunmuş” demek)…

Siz dünyada kaç ülke tanıyor sunuz ki, etrafı ateş çemberi ile sarılı ama kendi Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya çalışır…  Deli Bekir’ in bile yapmayacağı bu saçmalığı, siyaset ve politik çıkar uğruna Türkiye’ de görmek mümkündür… Hani bunu yapanlar tamamen kendi çıkarlarına çalışsalar, biraz özürleri veya nedenleri olacak…. Ama yüzde doksan yabancıların çıkarına hizmet edip, onlardan arta kalanlara tamah etmek için kendi Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak ancak Türkiye’ de görülür… ( Bir siyasetçi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin kalitesini, eğitimini, bilgeliğini, beyefendiliğini görüp kıskanabilirsiniz… Kendi teşkilatlarınız ile kıyasladığınızda aranızda bir uzaylı ile bir aborijin kadar fark olduğunu görüp hayıflanabilirsiniz… Ama bunun çözümü, TSK’ yı yıpratıp onu aborijin seviyesine çekmek değildir… Tam tersine doğrusu kendini geliştirip onun seviyesine çıkarmaktır)…

Neymiş efendim “oy’ u kapan, gücü götürürmüş”… Oy’ u kapıp “güç sahibi” olunabilir ama “mal sahibi” olunamaz….

Adam öğretmen, adam şirket yöneticisi, ama “oy alamamış”… Adam ilkokul mezunu, işsiz, akrabaları bile dükkanlarında iş vermemişler… Ama “oy’ u kapmış”… Bu ne seni “okumuş” yapar, ne de onları “okumamış” yapar… Akıllı ülkelerde, seçilirsen ve sevilirsen, yanına bilenleri, uzmanları alırsın ve onlardan faydalanırsın: böylesine gelişmiş demokrasi denir… Gelişimini tamamlayamamış ülkelerde ise yanına kendinle eşdeğer arkadaşını, akrabanı, dostunu uzman diye alırsın: böylesine gelişmemiş demokrasi denir… (Zaten yönetim becerinde aynısının tıpkısı olur)…

Bir keresinde Alman siyasetinde “uzman danışma kurulları” olduğunu ve bu kadrolarda yer almanın vekil seçilmekten daha prestijli olduğunu duymuştum… Çünkü Almanlar “bu kurullarda biz durum tesbitini yaparız, vekiller ise sadece uygularlar, onun için kararları vermek, uygulayıcı olmaktan daha önemlidir” diye inanırlarmış… Tabii bilseler ki bizde kararlar birkaç üst yönetici tarafından gizli arka oda toplantılarında ayaküstü alınıyor, adamlar küçük dillerini yutarlardı… Ama hakkını vermeliyiz, bizde de uzman kadroları vardır, ama onlar “yumurta küfesi devrildikten sonra” sadece nerede hata yaptığımızı bulmak için devreye çağrılırlar… ( Ve tabii daha sonra raporları “kaybedilir”)…

Aslında verilecek çok örnek var ama en son noktayı İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ ın İstanbul performansı koydu… “Ahmedinejad sendromu” diye dalga geçtiğimiz pejmurde kıyafetli gariban görünüşlü adam, gösterdiği devlet adamlığı performansı ile hepimizin dudağını uçuklattı ve bizim löbür löbürlere iyi bir ders verdi…(Çünkü yanında yüksek kaliteli uzmanları vardı ve bu değerli danışmanlarını dinleyip dersine çalıştığı belliydi)…

Hepimiz devlet adamlığının Paris gömlek İtalyan ayakkabı giymekle veya muhafazakar modacıdan elbise ısmarlamakla olmadığını gördük… Keşke bizim yöneticilerimiz de ofislerini dekore ettireceklerine birazda kafalarını yeniden dekore ettirebilselerdi de, elin şu garip Ahmedinecad’ ı ile aşık atabilirlerdi…

Türkler ne çektilerse çapsız politikacılardan çekmişlerdir… Binlerce yıllık Türk tarihini inceleyiniz, hep gruplar arasındaki siyaset savaşlarının Türk devletlerini batırdığını görürsünüz… Son zamanlarda buna bir de din siyaseti yapay olarak eklenmiştir ve işler daha da karmaşıklaşmıştır… Tabii sonunda her zaman Türk süvarileri devreye girmiştir ve ülkeyi kurtarmıştır ama kimse bundan ders almaz… Özetle, Türk devlet yapısını, ananelerini ve göreneklerini hiçe sayıp Türk ordusunu siyasi çıkar için yıpratmaya çalışmak intihar ile eşdeğerdir ve buna tevessül etmek için insanın akıl ötesi bir boyutta olması gerekir…

Türk siyasetinin en acil ihtiyacı, siyasi parti kurumlarının ve sisteminin yenilenmesidir… Siyasi parti sisteminin yenilenmesi, AB uyum yasalarından da, yeni bir anayasa paketinden de daha acil ve önemli bir ihtiyaçtır…

Siyasi parti sistemi, aday seçme sistemi, milletvekili dokunulmazlığı gibi birçok konu mutlaka yenilikler yapılması gereken acil ihtiyaç paketleridir… Siyaset sistemimizi bize akıl veren ve hocalık yapan AB ve ABD ülkeleri kalitesine en hızlı şekilde getirmek en önemli gündem maddemiz olmalıdır…

Zaten AB ve ABD ‘ de bizden öncelikle, gerçek demokrasi için, siyasi parti sistemimizin köhnemiş ve anti-demokratik yapısını değiştirmemizi isterlerdi…

Halihazırdaki siyasi parti sistemi şöyledir: Parti başkanı ve çekirdek kadrosu mutlak güç sahibidirler ve bir padişahta bile olmayan yetkilerle donanmışlardır… Padişah bile bir kelleyi cellada vermek için Şeyhülislama veya Vezirlerine danışırdı, ama bir parti başkanı asla buna ihtiyac duymaz… Birini sevmedi mi, onu “bir faks çekip” azleder… İlçe parti yöneticileri ona şakşakçılık yapmadı mı, “bir faks çekip” hepsini görevden alır… Parti tarafından seçtirilmiş bir belediye başkanı istenilen tapu ve kadastro planlarını yapmadı mı, “bir faks çekip” partili belediye meclisi üyelerine o başkana dünyayı zindan ettirir… Daha olmadı “çekmecede bekleyen dosyalardan birini” medyaya servis edip biletini keser…

Türkiye’ de siyasi parti başkanlığı demek “mutlak güç” demektir… Bir kere koltuğu kaptın mı ne partililer, ne devlet kurumları, ne hakimler, ne yasalar seni durdurabilir… İstediğini istediğin makama atayabilirsin… Sana bayramlarda şeker getiren komşunu bile bir yüksek makama atamak istersen sorun değildir… Komşun kapasitesiz olabilir, devlete uygun olmayabilir veya o kadroya birkaç gömlek eksik gelebilir, hiç sorun değildir… Emri verirsin ve makama “geçici olarak” atarsın, sonra o mahkeme bu itiraz derken, 5-10 sene komşunu makamda tutup hayır duasını alabilirsin…

İktidardaki bir siyasi parti başkanının Türkiye’ de biletini kesemeyeceği bir kurum veya kişi yoktur… (Adalet siyasi parti yönetimine işlemez)…

Peki çözüm nedir: Siyasi parti yasalarını modern hale getirmek ve siyasi partilere “Demokrasi” getirmek … Siyasiler hergün Türkiye’ yi “daha demokratik” yapmak için AB, ABD, Allah ne verdiyse hepsinin bir dediğini iki etmezler ve Türkiye’ nin iç dengelerini hiç umursamazlar… Ama iş kendilerine geldi mi bir arpa boyu “Demokrasi’ den nasiplenmezler”… Türk siyasi partilerine göre Demokrasi halk söylemi içindir ama kendilerine gelince Demokrasinin D’ sini ağızlarına almazlar..

Siyasi Parti Başkanlarının elindeki sınırsız güç, mutlaka modern bir demokrasiye yakışır, AB ve ABD yasalarına yakışır, bağlayıcı yönetmelikler ile demokratik hale getirilmelidir…

AB ve ABD’ ye yakışan demokratik siyasal partiler yaşamı ve kanunları biran önce Türkiye’ ye de getirilmeli ve uygulanmalıdır…

Her AB ve ABD kanununu taklit etmekten zevk duyan politikacilarımız, inanıyorum ki AB ve ABD’ de ki siyasi parti yönetmeliklerini acilen Türkiye’ ye getirip uygulamaktan ve bu sayede gerçek demokratik bir siyasi yaşama geçmekten zevk duyacaklardır…

Diğer önemli husus ise, “Seçim sistemi ve Aday olma sistemidir”…  Halk partilere oy verir ama hangi şahsa oy verdiğini asla bilmez çünkü sistem çok geniş bölge esasını ve il temsilci sistemini ihtiva eder… Türkiye’ de her il öncelikle en az 2 milletvekili çıkarır ve sonra kalan oylar nüfus sayısı hesabına göre paylaştırılır… ( Onun için iktidar partilerimiz devamlı yeni il’ ler yaratırlar ve böylece kıssadan hisse beleşten 2 ekstra milletvekillini daha garantilemeye çalışırlar)…

Yine il bazlı sistem tamamen eşitsiz ve doğulu vatandaşların avantajına bir sistemdir… Mesela dağdaki çobanın oyu ile Aysun Kayacı’ nın oyu eşit değildir… Çünkü Bitlisli bir çobanın oy’ u, İstanbullu Aysun Kayacı oy’ undan 1.8 misli daha değerlidir…

Geniş seçim bölgeleri sistemi, düzinelerce adayın aynı seçim bölgesinden seçimlere katılmasını zorunlu kılar ve “partinin sevilen kardeşleri” üst sıraya girerler, dolgu malzemeleri altlarda sıralanırlar… İsim listeleri öyle karışık ve karmaşık bir hal alır ki, halk kesinlikle kime oy verdiğini bilemez… Seçimler neticesinde çoğunlukla bir bakarsın, hayatında o il’ e hiç uğramamış bir aday, o ilin milletvekili olmuştur: Mesela parti başkanının akrabası Adıyaman’ lı bir kardeşimiz o kargaşada Bursa’ dan milletvekili seçilebilir… (Vekil demek, seçildiği bölgenin vekili demektir ama Adıyaman’ lı kardeşimiz Bursa milletvekili seçilince buna ne kadar demokrasi denir, oturup düşünmek lazımdır)…

Tüm sistem, halkın aklını karıştırmak, kime oy verdiğini gizlemek, ve el çabukluğu ile kendi adamlarını seçtirmek üzerine kurulmuştur…

Parti aday seçimi ise daha acımasızdır… Adayları,  partideki dostları seçer, parti başkanı onaylar…  Allame-i cihan olsan, parti başkanı seni kıyak bulmuyorsa, seni yakın bulmuyorsa aday olamazsın, dolayısı ile seçilemezsin…. Çünkü adaylar “kalitesine göre, kişiliğine göre veya bilgisine göre” seçilmezler… Sadece parti başkanına ettiğin “biat katsayısına göre” aday gösterilirsin … (Türkiye’ de niye kaliteli politikacı gelmediği hep sorulur: Çünkü kaliteli insan biat etmez, kişiliğinden ödün vermez, yağcılık yapmaz… Bunları yapmayacak adamı da Türkiye’ deki siyasi partiler istemezler, aday göstermezler… Tam bir yumurta-tavuk olayı gibi)…

Türkiye’ de milletvekili adayı veya belediye adayı olabilmek için mutlak surette parti başkanının sevdiği bir kişilik olman veya MKYK listesindeki güçlü birinin adamı olman gerekir… Teoride miletvekili milletin vekilidir ama gerçekte milletvekili parti başkanının vekilidir… Türkiye’ de hiç kimse, sistem dolayısı ile kendi başına seçilemez ve gerçek milletin vekili olamaz… Bir milletvekili herşeyini partisine, başkanına borçludur…. Vatandaşa, oy verene borçlu değildir çünkü onların seçimde figüranlık dışında kendisine en ufak bir katkısı olmamıştır, tüm seçilmişliğini parti başkanına borçludur…

Böylece ortaya “siyasi parti başkanı ve adamları demokrasisi” çıkar… Milletin vekillerinin seçildiği demokrasi kesinlikle Türkiye’ de oluşamaz…

Pekiyi çözüm nedir: Dar bölge seçim sistemini getirmek… Tüm dünyadaki modern demokrasilerde başarı ile uygulanan bu sistemin özü, bir bölgeden bir kişinin seçilmesidir… Yani oy verdiğin bölgeden tek bir aday seçilir… Böylece seçmen de adaylar arasında karşılaştırma yapabilir, hiç olmazsa kimi seçtiğini bilir… Hırsızı uğursuzu ayırabilir, kendince en uygununa oy verme imkanına kavuşur…

Ama dar bölge sisteminin esas özelliği, siyasi partilerin gösterdiği herbir aday vatandaşa ifşa olduğu için, partilerin daha düzgün insanları aday gösterme zorunluluğu altına girmeleridir… Çünkü vatandaş kimlerin aday olduğunu öğrenecektir, görebilecektir ve karşılaştırma yapabilecektir…

Dolayısıyla dostunu, adamını, komşunu liste arasına sokuşturup habersizce seçtirme yöntemi, bir nebze olsun hafiflemiş olacaktır…  Çünkü kimi seçtirmek istediğin halk tarafından öğrenilecek ve tepki verilecektir…

Dar bölge sistemi sayesinde mahallelerinde sevilen kaliteli insanlara da aday listelerinde yer verilecektir… Halk kimi seçtiğini bilecek, ondan hesap sorabilecektir… Hatta adaylar seçimlerde kendi kişilikleri ve kapasiteleri ile de katkı yapacakları için, parti başkanına bağlı bir köleden daha ötesi bir vekil olabileceklerdir…

Sonuç itibariyle, dar bölge seçim sistemi (her dar bölgeden tek bir aday seçme sistemi) acilen uygulanması gereken bir sistemdir…

Taklit etmeye çalıştığımız ABD ve AB’ de de uygulanan bir sistemdir… Hepimiz demokrasi için çalışıyorsak, siyasete demokrasi getirecek bu yaklaşım bize de çok yakışacaktır… Çünkü vekillerimiz AB ve ABD demokrasisine çok değer veren insanlardır, demokrasi aşığı insanlardır, halen geçerli olan demokrasisiz siyasi parti yaşamımızı acilen değiştirmekte tereddüt etmeyeceklerine güvenim sonsuzdur…

Yine, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılması acil ihtiyaçtır…

Bu değişiklik sayesinde, partilerde seçilen milletvekillerinin kalitesi en az üçte bir oranında artacaktır… Çünkü siyasi partilerin üst sıralarda aday yaptıkları kişilerin büyük çoğunluğu, daha önce parti hesabına düdüt yapmış ve dokunulmazlık zırhına ihtiyaç duyan insanlardan oluşmaktadır… Dokunulmazlık zırhı lüksü kalkınca, koruma kalkanı adaylığı da kaybolacaktır…

Dokunulmazlık diye bir olay demokrasilerde yoktur… Örnek aldığımız AB ve ABD demokrasisinde yoktur… Demokrasi için nelere katlanıyoruz, niye bizde gerçek demokrasilerdeki gibi milletvekillerine dokunulmazlık zırhını acilen kaldırmayalım ki…

Özetle, hergün gazetelerde “ben milletin vekiliyim, demokrasi aşığıyım” diye söylem veren milletvekillerinden ricam, demokrasi adına, siyasette AB ve ABD demokrasilerini örnek almalarıdır…

Halen geçerli olan demokrasisiz ve kaos içindeki bugünkü siyasi parti sistemini istemiyoruz… Siz demokrasi aşığı vekiller de, istemiyorsunuz…

Haydi kaldırın şu dokunulmazlığı… Kaldırın şu parti başkanları sultasını… Kaldırın şu merkez liste tezgahını… Getirin dar bölge sistemini… Demokrasi için buna değer…

Bizler demokrasisinin önemini, sizler AB uyum yasalarını değiştirirken öğrendik… İşte siz demokrasi hocalarımızın bize bir kere daha demokrasi dersi vermesinin tam zamanıdır..

Not:Bu Yazı Yahoo Groups’ta yer alan finans-grubu isimli grub üyesi Orhan Pak Bey’den izin alınarak sitemizde yayınlanmaktadır.Kendisine teşekkür ederiz.

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

3 comments

  1. ATATÜRKMENBEY diyor ki:

    Selam,
    Sayin üsdtlar Türkiyenin acil bir partiye ihiyacinin oldugunu bizlerde biliyoruz gecmise bakin gecmisin partileri türkiye Cumhuriyetini Atatürk’den sonra ne hale getirdiler bizler bu VATANI belesmi kazandik yönetenlerin köklerine bakin TÜRKIYE CUMHURIYETI ve TÜRK HALK bunlari HAK ETMIYOR

    IDEOLOJI CARPIKLIKLARININ ZIHNIYETLERINE HAYIR DIYORSANIZ

    TÜRKIYE – IKTISADI – EKONOMI – PARTISI ‘ne davet ediyorum
    cok yakinda hic bir ideolojiye dayanmayan her sey TÜRK HALKI VE TÜRK TOPRAKLARI diyenlerin partisi olacagiz

    IDEOLOJIMIZ ATAMIZ. : OGUZHAN – DEDEMIZ: KORKURT – BELLEGIMIZ: KUTADGU BILIG – DILIMIZ : KASGARLI MAHMUT SUURUMUZUN ÖGRETMENLERI………………!!!
    neMutlu TÜRK HALKIYIZ

  2. amarat diyor ki:

    Teşekkür ederim Yasin

  3. Yasin diyor ki:

    kardesim,

    Yaptiklarini begeniyle takip ediyorum.

    Teskkurler.

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*