Zeynelabidin

Zeynelabidin (ra), Hz. Hüseyin’in (ra) oğlu. Hz. Ali (r.a.)’nın torunudur. Kendisine Hz. Hüseyin’in neslini devam ettirmesinden ötürü Seyyidü’l-Sacidin olarka anılmıştır. Büyük takva sahibi ve ibadete düşkünlüğünden ötürü kendisine ibadet edenlerin süsü manasına gelen “Zeynelabidin” lakabıyla meşhur olmuştur. İbadete olan düşkünlüğünden dolayı; kulların ziyneti, süsü anlamına gelen “Zeynelabidin” lakabıyla anıldı. Her abdest alışında adeta başka aleme gider ve rengi sararmaya başlardı. Renginin ve dünyasının değiştiğini görenler, merak edip sebebini sorduklarında; “Huzuruna çıktığım Zat’ı düşünmek, benim dünyamı değiştiriyor, tefekkür alemimi kaplıyor. Bu alemle alakam, o yüzden kesiliyor, değişik ruh haline giriyorum.” (Ahmed Şahin, Örnek Yaşayışlarıyla İslam Büyükleri, YAY., s. 61-62)cevabını verirdi.

Büyük bir takva sahibi olan Zeynelabidin, fakir ve kimsesizlere yardım konusunda da büyük bir gayret gösterirdi. Çok sayıda fakire yardım ettiği halde, ihlas düsturu gereği bunu hiç kimseye fark ettirmezdi. Gece karanlığında sırtında un taşıyarak bunu muhtaçlara yetiştirirdi. Sürekli bu işi yaptığı halde hiç kimse bilemedi. Ancak, vefatından sonra cenazesi yıkanıp sırtındaki nasırlaşmış yerle karşılaşılınca durum öğrenilebildi. Elinde bulunanı muhtaç olanlardan asla esirgemeyerek, her müminin derdine merhem olmaya çalışırdı.

Kendisine yardım edilen insanların yardım eden kişinin Zeynelabidin olduğu kapılarına yardım bırakılmadığı gün okunan sela ve kılınan cenaze namazından sonra anlamışlardır ki bu yardımsever şahıs Zeynelabidin’den başkası değildir.

Zeynelabidin’in büyük bir yardımsever olduğunu gösteren hadiselerden bir tanesi de Muhammed Bin Üsame’nin borçlarını üstlenmesidir. Hasta olan bu şahsı ziyaret etmek için evine gittiğinde, ağladığını gördü. Sebebi de on beş bin dirhem borcunu ödeyemeden Allah’ın huzuruna borçlu çıkma korkusu idi. Durumu öğrenen Zeynelabidin, hazır bulunanlara seslenerek söz konusu borcu üstlendiğini, bundan sonra Muhammed bin Üsame’nin ne kadar borcu varsa kendisinin ödeyeceğini bildirdi. Söz konusu şahsın hiç bir borcunun kalmadığını orada bulunanlara ilan etti.

Kerbelâ faciasından sonra “Ehl-i Beyt” ile Şam’a götürülen Hz.İmâm Zeynel Âbidin; mescidde, hatibin Ebû Sufyan soyunu övüp Hz.Ali ve Hz.İmâm Hüseyin hakkında kötü sözler söylemesi üzerine Yezîd’e; “Benim de minberde Allah’ın rızâsını elde edecek, meclis ehline ecir vermesine sebep olacak, birkaç söz söylememe müsâade eder misin?” buyurmuşlardı.

Yezîd, müsâade etmek istememiş, fakat meclistekiler Hicaz ehlinin fesâhatini duymak istediklerini söyleyip ısrar edince, müsâade etmek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Hz.İmâm Zeynel Âbidin, minberi teşrif buyurup Allah’a hamd-ü senâdan, Hz.Resûlullah’a ve “Ehl-i Beyt’i”ne salat-ü selâmdan sonra şu hutbeyi beyân buyurmuşlardır:

“Ey insanlar, bize altı şey verildi ve yedi şeyle üstün edildik: İlim, hilim, cömertlik, fesâhat, yiğitlik verildi ve mü’minlerin gönüllerine sevgimiz ihsân edildi. Seçilmiş Peygamber Muhammed bizdendir; onu ilk gerçekleyen, îmanını ilk izhâr eden Ali, Cafer Tayyâr, Allah’ın ve Resûl’ünün Arslanı Hamza ve bu ümmetin, iki torunu (Resûlullah’ın iki torunu soyunu sürdüren iki hayırlı ümmet mesâbesinde olan oğulları) ve Deccal’ı öldürecek Mehdî bizdendir; bunlarla da herkesten üstün bir makam ihsân edildi bize.

Beni tanıyan tanır; tanımayana da soyumu-sopumu haber vereyim:
Ey insanlar!
Benim, Mekke’yle Medine’nin oğlu.
Benim, Zemzem’le Safâ’nın oğlu.
Benim, abâsının eteğinde Hacer’ül-Esved’i taşıyanın oğlu.
Benim, herkesten daha iyi, daha güzel bir tarzda Hac törenini edâ edenin oğlu.
Benim, en hayırlı ve gerçek tavâf edip sa’yi îfâ edenin oğlu.
Benim, en hayırlı ve gerçek Haccedip «Lebbeyk» diyenin oğlu.
Benim, burâka binip göğe ağanın oğlu.
Benim, geceleyin Mescid’ül-Harâm’dan Mescid’ül-Aksa’ya varanın oğlu.
Benim, Cebrâil’le Sidret’ül-Müntehâ’ya varan zâtın oğlu.
Benim, hakkında, «Yaklaştı, yakınlaştı; iki yay kadar kaldı, yâhut daha da yakın» denen zâtın oğlu.
Benim, gökte meleklerle namaz kılanın oğlu. Benim, Allah’ın dilediği, kendisine vahyedilenin oğlu.
Benim, Muhammed Mustafa’nın oğlu.
Benim, Aliyy’ül Mürteza’nın oğlu.
Benim, Allah’tan başka yoktur tapacak deyinceye kadar halkla savaşanın oğlu.
Benim, Resûlullah’ın huzûrunda iki kılıçla savaşanın, düşmana iki mızrakla vuranın, iki kere göçenin, iki bey’atte de bey’at edenin, Bedir’de, Huneyn’de dövüşenin, göz ucuyla bakıncaya kadar bile Allah’a şirk koşmayanın, Mü’minlerin Sâlihi, Peygamberlerin vârisi olanın, dîne bid’at katanların köklerini kazıyanın, Müslümanların sevgilisi kesilenin, savaşların nûrunun, ibâdet edenlerin zînetinin, ağlayanlara baştacı olanın sabırlıların en sabırlısının, Âlemler Rabbinin Resûlü Yâsîn’in (Muhammed’in) soyundan olan, gecelerini ibâdetle geçirenlerin en üstünü bulunanın, Cebrâil’le güçlendirilen, Mikâil’le yardım görenin oğluyum.
Müslümanların haremini koruyanların oğluyum;
dinden çıkanları gerçekten sapıp zulmedenleri, bey’atten dönüp ahdını bozanları öldürenin oğlu.
Benim, Fatımâ’tüz Zehrâ’nın oğlu; Benim, kadınların ulusunun oğlu….”

Doğrusunu ALLAH c.c. bilir.

Zeynelabidin r.a.’nın mezarı Baki mezarlığındandır.

Kaynaklar:

http://www.tebyan.net/islam/ahlalbait/biography_oftheinfallibles/imamsadjad_as/2007/10/24/50839.html
http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_zeynelabidin.htm

Hocaefendi’nin bbu sohbeti tamamiyle Zeynel Abidin r.a.’ndan bahsediyor.

entelektüel

Edebiyatı sever, şiir dinlemeyi sever, liberal ve politik bir kişidir.

2 comments

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*