1984 bin dokuz yüz seksen dört

Mart 9th, 2008

1984Gorge Orwel tarafından kalame alınmış bu roman gelişen teknoloji ve iktidarların insanları daha bir kontrol altına alma çabası ile birlikte beyninizde kimi şimşekleri çaktırıp acaba dedirtecek bir romandır.

Romanda “Big Brother” denilen kimse tarafından görülmeyen, bilinmeyen ama varlığı asla sorgulanmayan,insanları evlerinde bulundurmaları gereken “teleekran”lar sayesinde kontrol eden, bu ekranlar sayesinde bir karakol komutanlığı sabah içtiması gibi insanlara devletin söylemesi, dikta etmesi, gereken bilgileri ve vucütlarının hantal kalmaması için yapması zorunda oldukları hareketleri gösteren, evin içinde konuşulanları dahi duyabilen, sürekli açık kalması gereken bir aygıt.

Romanda Big Brother ve örgütü olan devlet kademesindeki insanların, kendi bildikleri doğruları topluma aşılamak amacıyla bütün uygulamaları yapmaktadırlar.Hatta geçmişten gelen sözlerinin yanlışlıkları ileride çıkarsa geçmişi kağıt üzerinde doğru olarak gösterip daha sonra insanların akıllarından bu yanlışı doğru ile yer değiştirmeleirni sağlayacak bir yapıda olan yapı sürekli bir başka ülke ile savaşmaktadır.Dünya üzerinde 3 devlet kalmış bir zaman diliminde ki tam olarak ne zaman olduğu kestirilemeyen bu zamanda devletin hangi devletle savaştıgı ya da hangi devletle barış yaptığı asla çözülemiyor.Zaten bu meseleler sıradan halk için çok ta önemli olmamakta , onlar için sürekli savaşmakta olduğumuzun bilincinin oluşturulup buna göre hareket etmeleridir.

(daha fazla…)

Bir ‘Mutlu Türk’ün Hezeyanları

Aralık 17th, 2007

Bir önceki kitabının kapak tasarımı daha berbattı, en azından bu son kitabında portresine hafif illüstratif kıvam vererek cila atmışlar. Fakat bu estetik çaba da affettirmiyor tabii. Beyefendi, alâmeti fârikaları olan fuları, ak pak kısmî sakalı ve elbette ki şişe dibi gözlükleriyle kötü bir fotoğrafçının kadrajından bize doğru bakıyor kapaktan hâlâ. Bu kompozisyon kimi keşfi acaba? “Ahir ömrümüzde hiçbir akademisyene nasip olmayacak kadar popüler olduk, keyfini çıkaralım bari” diye düşünüp yayınevi editöründen bizzat kendisi mi rica etti, yoksa tamamen “şöyle kapağa güzel bir resmini koyalım, direkt iletişimden yakalarız okuru” hesabı yapan işgüzar tasarımcının ‘cinfikirliği’ mi? Her neyse, iki durumda da nahoş olduğu muhakkak…

Oldum olası adıyla iddialı, çok şey vaad eden kitaplardan uzak durmuşumdur zaten, kitabın ismi de yüzümü buruşturmam için ayrı bir sebep: Demokrasimizle Yüzleşmek. Önceki de en az bunun kadar iddialıydı: Tarihimizle Yüzleşmek. Pek güzel, aralayıveriyorsun sayfaları hooop yüzleşiveriyorsun tarihle ve demokrasiyle! Sayın yazar, şöyle kenara çekilin de eserinizi okuyup ben karar vereyim yüzleşip yüzleşemediğime yahu! Kitapların hacmine bakıyorum, biri 246, diğeri 318 sayfa. Belki değerli profesör, zât-ı şâhânelerine has tekniklerle dağ sıkletindeki meseleleri ‘okuma parçası’ kolaylığında yazıya aktarma kabiliyetine sahip bilemiyorum, fakat şu kadarcık metinden demokrasimizle ve tarihimizle hesaplaşmaya çağırmak takdire şâyân bir entelektüel cesaret doğrusu. (daha fazla…)

Asmalı Çardak

Aralık 17th, 2007

İnsanoğlunun yeryüzünde geçirdiği süre bir ağaç altında gölgelenmek kadar bir şey ya, bir teşehhüd miktarı nefeslenmek için bile olsa, insan başının üstüne bir gölge arıyor. Kıvrılıp bükülerek uzanıp giden tozlu yolların gözde menzilleri pınarlar da, çoğu zaman gölgelerini yol kıyısına seren ağaçlarla birlikte oluyor. Yol bir avula uğradığında, bu gölgelik vazifesini çadırlar devralıyor; köylerden şehirlerden geçtiğinde, çadırların yerini, toprak damlı evler, oluklu kiremit döşenmiş çatılarıyla şirin bahçeli meskenler, bazen köşkler, saraylar, kâşâneler, hatta kurşunlu kubbeleriyle mabedler alıyor. Safa veya bela bulmak için gidilen yerlerin haddi hesabı yok: çarşı, pazar, meydan, dere, tepe, derya… Lakin huzur bulmak için dönüp dolaşıp yine bir gölgeye konuyoruz.  Huzur deyince, su sesi kadar yeşilin de lüzumlu olduğunu bilen ecdad, yeşille suyu türlü şekillerde bir araya getirmiş. Bir zamanların enfes bahçelerinde çeşit çeşit ağaçlar, gölgelerini şıkır şıkır havuzların üzerine sermiş. Ağaç ayrı bir cennet nişanesi, ama bir de asma var ki bu gölgesine sığınılan nesneler arasında, onun da yeri apayrı. Bahçelerde, kır kahvelerinde, hatta mescitlerde baş köşeye yerleşmiş, çardak olmuş asma, özge bir safaya remiz olmuş. (daha fazla…)

Sonraki Sayfa »

wp - ks - amarat - hhder - wp-tr - aytek - femme - xhtml - xfn Türkiye Çanakkale Okuyor.

free web counter free web counter
Kapat
E-posta ile paylaş